Cuma, Ağustos 19, 2011

DELİ ORANGUTAN ve ULU BİLGELER

Bak yaa, nasıl tutuyor / taşıyor çocuğu: Bu cümle her kurulduğunda anne sadece gülümser. Gözünün önüne nedense (belki mesleğinden belki de çokça izlediği belgesellerden) orangutanlar gelir. Acaba onlara da kendi orangutan büyükleri böyle eğitimler vermişler midir yoksa sadece İÇGÜDÜ ile mi hareket etmektedirler...
E bir orangutan içgüdüsüyle bebeğine mis gibi bakabiliyorsa insan evladı annenin neden bakamayacağı düşünülür? İçgüdüleri nasıl tutacağını, nasıl besleyeceğini, nasıl giydirip uyutacağını söylemekte, anne o sesi dinledikçe yüzündeki tebessüm kocaman olmaktadır. Ayrıca doktor teyzenin raporuna göre annenin içgüdüleri sayesinde kuzunun motor gelişimi neredeyse iki ay önden gitmektedir. Anne bilinçlidir ve mutludur. Kuzu da sağlıklı ve huzurlu.    

Ört o çocuğu, üşüyor o: İçerisi 28 derecenin üzerindedir. Anne bilir ki; kendisi kaç kat giyiniyorsa bebek için de giysi olarak bu kat sayısı veya bir kat fazlası gerekmektedir. Fazladan giydirilen her kat / uyumadığı sürece örtülen her battaniye bebeğin bağışıklık sisteminin gelişime engel olmakta, vücut ısı dengesini oluşturmayı geç öğrenmekte, hasta olmasın diye yapılan bu uygulama hastalığa davet çıkartmaktadır. Yine de susmaz sesler. Annenin odadan çıkması beklenir bebeği giydirmek/örtmek için. Odaya döndüğünde açılan bebek içinse fazladan birkaç gün tavır yapılır lohusa anneye!

Ayağının altını öpme, düşer...: Bu önerme karşısında kim ya da ne düşer nasıl düşer gibi sorular sormak ister anne. Bilir ki alacağı cevaplar güldürmekle kalmayacak sözün bittiği yer olarak içine yer edecektir. Susar. Kuzunun ayaklarını kendi avuçlarının arasına alır. “Söyleyen insan ulu bilge”nin gözlerinin içine bakar. Bir süre bekler.. Öpücük yağmurunu başlatır kuzu ayaklarına! Ulu bilge bir ip yumağını anneye fırlatır, isabet ettiremez.  

Elleri buz gibi olmuş, neden eldiven yok bu ellerde?: Gerçekten buz gibi mi peki? Hayır! Vücut ısısından düşük olmasının sebebi ise dolaşımın parmak uçlarında henüz çok yoğun olmayışı. Bırakılsa 3 ay boyunca eldiven giydirilmeye çalışılan bebeğin tırnakları anne tarafından kesilerek eldivenler ilk haftanın sonunda çıkartılır. Yine de arada minik eldivenler bulur sağda solda ya da “yüzünü çizmesin” diye takılan ellerde. Sonunda bütün eldivenler toplanıp saklanır! Kuzu artık dokunduğu her şeyi öğrenmekte, dokunma duyusu gelişmekte, buna bağlı olarak beyin gelişimi hızlanmaktadır. 2. ayının sonunda anne – babanın elini tutarak uykuya dalmak en büyük zevki olmuştur!

 Biri bir yandan “mama ver o çocuğa, aç o çocuk aaaaaç” / Diğeri öbür yandan “aç mı acaba, mama mı versek”: Bu başlığa sayfalar dolusu, günler boyu yazsa da içini boşaltıp rahatlayamayacağına emindir anne. Başlarda her seferinde ANNE SÜTÜnün önemini anlatır. Doyduğunu, doymasa ağlayacağını söyler. Tatmin edemez. Kilo-boy-baş çevresi ölçümleri normal çıkmaktadır, aktarır. Tatmin edemez. Mamanın zararlarını anlatır uzun uzun hatta -vebal atar- “böbrek hastası olursa sorumlusu siz olursunuz” diye. İnandıramaz, alternatifler çoğalır: “Pirinç unuyla mama pişir ona, bebe bisküvisi versen bak ne güzel doyacak”
Her “Aç o çocuk, aaaç” cümlesinde tükendiğini hisseder artık yavaş yavaş. Kilo alımı alt sınırdadır kuzunun. Sözsüz tepkiler de gelmektedir. Psikolojik savaş verilmektedir. “Mama vermem” diyen anneye surat yapılır, mama kabına yaklaşan anneye ise gülücükler atılır. Ciddi tartışmalar yaşanır. Sonunda annenin zaten pek az olan sütü üzüntülü bir gecenin ardından tamamen kesilir. 
Kuzu doymayınca birkaç gün mama verilir. Kaka koyulaşmış, kabızlığa gitmekte, 3 ay boyunca yaşanmayan gaz nöbetleri başlamaktadır. Ulu bilgeLERe göre normaldir, çocuk böyle büyür. “Mama veriyor” haberi kulaktan kulağa yayılır. Tatmin edilemeyen ulular, anne “pirinç unu” veriyor sanarak pek bir mutlu olurlar. Anne #mama-emme-açlık# kelimeleriyle ilgili depresif hallere bürünmekte, kendi açlığını bile önemsememektedir artık. Her mama hazırlayışında bebeği için içi acıyan ve avuç dolusu gözyaşlarını içine akıtan; çevresindeki insanlardan EMZİRME yönünde destek beklerken, onların cehaletleri / anlayışsızlıkları ve inatları için içinde büyüyen kırgınlık tamir edilemeyecek kadar büyüktür artık. Genelde emzirir, günde bir iki kez ve oldukça isteksiz mama hazırlamaktadır. Bunu gören ve ilk haftadan itibaren “Zararı olmaz, günde bir öğün de olsa mama ver, kilo alsın biraz çok üzülüyorum ben” diyen YAKINlar mutsuzdur.
Ardından konuşulurken “Bakıcıya kalınca görür gününü, nasıl beslenecek bak o zaman” cümlesini duyduğu gün henüz hiç başlamadığı iş hayatına başlamaktan vazgeçer. “Mama verse ölecek sanki çocuk” cümlesinden sonra ise sadece susar. Düşünür. Dua eder sütü olması, bebeğini besleyebilmesi için. Ertesi gün kuzu kabız olur, çok ağlar. Anne tüm gün sadece emzirir. Hala dua etmektedir sütünün artması, bebeğinin HAK ETTİĞİ gibi en güzel besinle, sağlıkla büyümesi için.

Belini tülbentle bağla da böööyle dimdik bir adam olsun: Anne “hayır” bile dememiştir ilk anda. Sessiz kalmayı tercih etmesi artık çevresindekilerce “HAYIR” anlamına gelmektedir zaten.  Tabi ki yine tatmin edilemezler. İlk muayenede bu öneri bir doçente sorulur içlerinden birisi tarafından, lafın sonu ağızdan çıkmadan anne tarafından çok sevilen doktor teyze, sorunun muhatabına “Sakın ha! Duymamış olayım, bel kaslarının gelişimini olumsuz yönde etkilersiniz” der. Muhatap: “Hımmmm!” der hafif mahçup. Bu konu neyse ki o anda orada kapanmış, yanıt muhatap tarafından muhtemelen diğer BİLGElere aktarılmıştır.


Birlikte yatma ezersin / Birlikte yatsan da sen uyurken emmesin çenesi düşer, ağzı yorulur, ezersin: Vermek isteyip de veremediğim yanıt: Evet gördüğüm çenesi düşmüş herkes sanırım anneciği ile birlikte gece boyu emerek huzurlu uyumuş! Ezme konusunda da verilmiş bir yanıt: Bunca yıldır kaç tane “annesi tarafından ezilerek öldürülmüş olmuş bir bebek gördün/duydun?”


Ver ayağımda sallayayım: “Ayağında sallayarak uyut” demeye gerek yok, çünkü zaten kuzu uykusu geldiğinde bunu esneyerek belli eden ve beşiğinde / yatağında kendi kendine uyuyan 3 aylık bir bebek. Bu teklif öyle sanıyorum ki “Çocuklarımı ayağımda salladım, yıllar geçti özledim, ver biraz da seninkinin beynini sallayayım” Ne mi yapar anne? Sağ kaşı havaya kaldırıp temsili bir ı-ıh!


Burnuna / Gözüne / Yüzüne sütünden damlat: Evet tıkanınca burna, çapak olunca göze, sivilce çıkınca yüze damlatılmalıdır ulu bilgelere göre anne sütü. Zaman zaman işe yaraması sütün yapısından kaynaklanmaktadır ama önerenler bu girişimlerin tehlikelerinden bihaberdir. Akciğerine – solunum yoluna kaçıp zatürree olur! dediğinde ise anne çok bilmiş olur. Yöntem pek tabi ki asla denenmez. Yüzdeki sivilceler sütle geçen hormonlardan kaynaklanır ve ortalama 24 saatte geçer yani -biz üzerine süt sağardık da geçerdi- tesadüftür.



O kadar oyuncağı ne yapacak / Hepsini çıkarma bıkmasın: İlk cevap tabi ki oynayacak oluyor ama ikincisi için iş biraz karışık. Bu teklif 2-5 yaş arası uygulanabilecek bir yöntem aslında. Ancak söz konusu 3 aylık bir kuzu ise ve gördüğü, duyduğu, dokunduğu her şey gelişimine yardımcı oluyorsa, evet anne salonun ortasını koca bir arenaya dönüştürüp boğa burcu, meraklı küçük bebeğini rengarenk, en çok da kırmızı oyuncaklarıyla tanıştırır, kaynaştırır.




Biz kırkı çıkmadan dışarı çıkarmazdık, erken başladınız gezmelere: Annenin ilk tepkisi safça bir soruyla oldu: “A-aaa doktora aşıya falan da mı götürmezdiniz?” “Yok onlara götürürdük” Annenin kaşları düştü: “Hıı, dışarı çıkarırdınız yani!” Cevap: “O gerekliydi tabi, gidip gelirdik” Anne: “Neyle?” Cevap “E otobüs, dolmuş, bazen de karda kışta yürüyerek, o zaman nerdeee bu imkanlar?” !!!! Sessizlik…
Kuzu 3. günü gittiği doktor kontrolünden bugüne dışarılarda. Hiç hasta olmadı. Tam aksine girdiği her ortamda gerektiği kadar ve şekilde kalarak bağışıklık sistemini güçlendirdi. Geçen hafta “Oyun grubu”nda, kendisinden 8 ay büyük ağabeyleri oynadı, o şimdilik annesinin kucağında izledi. Haftaya da baba, anneyle kuzuyu tatile götürüyor.”

Hava sıcak su ver, hatta içine limon damlat C vitamini olsun bebeğe: İşte yine gıda alımıyla ilgili taciz! Üstelik şehirlerarası telefon hattı ile. Yetmezse yakınlarda bulunanlar vasıtasıyla… Anne açıklar: Anne sütü aldığı sürece su vermeye gerek yok, hatta tehlikeli. Üstelik C vitaminini yeterli ve doğru yollardan alıyor kuzu. Sizce tatmin olmuşlar mıdır?



Anneyle kuzusu, kuzunun doğumundan bu yana kendi kendilerine yetmektedirler. Kendi evlerinde akşama kadar ikisi, baba işten gelince üçü sağlık ve mutluluk içinde yaşamakta, ara sıra yapılan ziyaretlerde ve misafir ağırlamalarda bu tip önermelerle karşılaşmaktadırlar.  Annenin adı -sanki anormal ya da çok çok yanlış şeyler yapıp da çocuğa zarar veriyormuş- gibi DELİ ANNEye çıkmıştır. Ya çok koruyucudur (ki sevmek isteyen yabancı ama -uygun- kişilerin kucağına kuzuyu verip dokunma insanlarla iletişimini arttırma çabalarına rağmen) ya da çokbilmiştir (evet çok okur, çok araştırır, dolayısıyla çok bilir, iyi ki de öyledir). Anne bundan gurur duymakla birlikte üzüldüğü konu, çevresindekilerin GEREKSİZ önerileri, değişmeyen ve bilgiye kapalı tavırlarıdır.


Peki deli değil midir? Delidir. Sınırları geçilmeye kalkışıldığında fırlattığı deli deli bakışlarla da kendisini ve yavrusunu korumaktadır.


DEVAM EDECEK…

6 yorum:

  1. ayyy bayıldım. Nekadar güzel anlatmışsın. :)

    YanıtlaSil
  2. Melekcim samimi yorumun için teşekkür ederim :) Güleriz ağlanacak halimize işte, malzeme olunca pişirmesi de zor olmuyor :P

    YanıtlaSil
  3. merhaba. bloga devletsah sayesinde ulaştım. ne güzel ne içten ne doğru bi anlatım. :))

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim İpek, hoşgeldin.
    Ben de senin amigurumi bebeğine bayıldım :) Kuzeyin "manu"sunu mail atıyorum hemen, ilgini çeker diye düşündüm ;)

    YanıtlaSil
  5. Yıl 2015.ulu bilgeler hâlâ aynı :)

    YanıtlaSil